“Eğitim Derslerde Öğrendiklerinizi Unuttuktan Sonra Arta Kalandır”
Eminim Albert Einstein’in bu ünlü sözünü birçok kez duymuşsunuzdur. Eğitim düzeniyle arası pek de iyi olmayan Einstein’ın bu sözleri bence öğrencilerden çok öğretmenleri ve eğitim üzerine çalışanları ilgilendiriyor. Einstein’ın eğitim yaşamı boyunca öğretmenler, özellikle de otoriter olanları ile yıldızı pek barışmamış. Okuldan bir bilgi yığınıyla değil de değerler bütünüyle mezun olmanın önemine işaret eden Einstein, her zaman rekabete ve baskıya dayalı eğitim anlayışının da karşısında yer almıştır.
İsterseniz öncelikle Einstein’ın başlıkta geçen sözünü biraz irdeleyelim. İnsan okulda öğretilen bilgileri ve davranış biçimlerini neden unutur? Ben bu soruya bilgi ve değerler açısından iki farklı yanıt vermek istiyorum. İlk olarak, insan beyninin kendisine belletilen tüm bilgileri ne yazık ki aynı çekmecelere koymadığını hatırlamakta yarar var. Tarih dersinde öğrendiğimiz adlar, antlaşmalar, savaşlar üzerinden birkaç yıl geçtiğinde bir de bakıyoruz ki koyduğumuz çekmecede yoklar. Kronolojik listeler, savaşta birlik oluşturan ülkeler ve düşmanları insan zihninde bir süre sonra bulanık hale gelmeye başlıyor. Onca sınav hazırlığına ve ezberleme gayretine karşın kuru bilgiler unutulurken, hiç çaba harcamadan, sevdiğimiz bir öğretmeninizin sözünü veya arkadaşlarımızla geçirdiğiniz güzel zamanları aklımızda tutabiliyoruz. Bunun önemli bir nedeni o karenin bizde duygusal bir karşılık yaratması, merak uyandırması veya düşüncelerimize aykırı gelmesi. Bir şekilde ilgimizi çeken bu düşünce, görüntü veya bilgi zihnimizde başka sorulara yol açmış veya bir fikir çatışması yaratmış olabilir. Sorular, görüntüler, karşılaştırmalar, eleştiriler aynı bilginin beynimizdeki farklı çekmecelerde saklanmasına yol açıyor, bu da bilginin bizim açımızdan kalıcı olması, sahiplenilmesi anlamına geliyor. Aynı şey değerler için de geçerli. Ezberlenen davranışlar unutulsa da sevdiğimiz bir öğretmenin yaptığı jest, verdiği alçakgönüllü bir yanıt, bir dürüstlük örneği yıllar sonra zihnimizde o günkü berraklığıyla durabiliyor. Otoriter öğretmenler çabucak unutulurken, rol model olarak seçtiğimiz, içtenlikle benimsediğimiz öğretmeler hep aklımızda kalıyor.
Ben bugüne kadar bir konunun ödev yaparak, elli iki kere yazarak, gece gündüz ezberlemeye çalışarak öğrenildiğine hiç tanık olmadım. Uzayan ders saatleri ve bitmeyen ev ödevleri ne yazık ki öğrencinin canını sıkmaktan öte hiçbir işe yaramıyor. Einstein’ın söylediği gibi, okuldaki eğitimin ne işe yaradığı ancak öğrenciye yansıyan kısmı üzerinden değerlendirilebilir. Beynin bir sınırı olduğuna göre öğrenciye -eğer öğrencide bir merak uyandırmıyorsa- daha fazla bilgi yüklemek, ancak unutulacaklar hanesini büyütmeye yarayacaktır. Yani öğretmenlerin bütün çabaları, ev ödevleri ve sınavlar zaman içinde öğrencinin bellek eleğindeki deliklerden geçip kaybolacak gereksiz bir yığın oluşturmaktan başka bir işe yaramayacak. Ayrıca bu tür eğitimin bir sakıncası daha var: Tek yönlü olarak mutlak doğruları belletmek üzere hazırlanmış eğitimler öğretmeni mutlak otorite, öğrenciyi ise eğitimin herhangi bir öğesi haline getiriyor. Einstein’ın belirttiği tipte bir eğitim sisteminin amacına daha uygun olanı ise ancak öğretmen ve öğrencilerin bir arada, farklı yolları aramak üzere oluşturdukları sınıflarla mümkün olabilir.
Bugün ülkemizde uygulanan eğitim sisteminin neden başarısız olduğu tartışılırken şunu da eklemekte yarar var: Eğer öğrencinin istek, merak ve beklentileri düşünülerek hazırlanmış bir eğitim sisteminiz varsa buradaki başarısızlıktan belli bir ölçüde öğrenciyi de sorumlu tutabilirsiniz ancak öğrencinin hiçbir katkısı olmayan bir sistem başarısız oluyorsa, bu başarısızlıktan ötürü öğrencileri sorumlu tutmamak gerekir.
Burak Kaya
Not: OffCourse Eğitimleri, bilgi yüklemekten ziyade katılımcıları meraklandıracak, soru sorduracak, zihinsel bir egzersiz yaparak öğrenmelerini sağlayacak esnek araçlar ve yöntemler ile hazırlanmıştır. Bilgiler gerçek yaşamın içindeki haliyle, kimi zaman bir film sahnesi, kimi zaman bir anı veya anekdot ile belleğinize tutunur. Eğitimler tasarlanırken, eğitimi alacak kişiler dinleyici değil aktif katılımcı olarak konumlanır.