Liyakat Nedir?

Son zamanlarda ‘liyakat’ sözcüğü çok kullanılır oldu. Personel alımlarında, tüm atamalarda, kamuda, özel sektörde hep ‘bir liyakat sözü dolaşıp duruyor. Genellikle ‘Yönetimde liyakat esas alınmalıdır’ biçiminde sıklıkla duyduğumuz bu sözcüğün ne anlama geldiğini gerçekten biliyor muyuz?

Arapça ‘lyk’ kökünden gelen liyakat sözü, ‘layık olma’ anlamına geliyor. Biraz daha Türkçeleştirirsek ‘yakışmak’, ‘yaraşmak’ veya ‘uygun olmak’ diyebiliriz. Peki ‘Bir kişi, bir işe nasıl yakışır, hangi nedenlerle uygun veya layık olur?’, ‘Bir kişinin liyakatini, yani göreve ne derece layık olduğunu nasıl değerlendirebiliriz?’. İsterseniz bu sorulardan önce liyakati sağlayan temel öğelere değinelim:

  • Eğitim: Çalışan kişinin aldığı eğitim, yaptığı işle uyumlu olmalıdır.
  • Deneyim: Kişinin geçmiş iş deneyimleri, şimdiki görevinde yapacağı işlere dayanak oluşturmalı, daha önceki çalışmalarından öğrendiklerini bu işinde kullanabilmelidir.
  • Bilgi, Beceri: Kişi hem yapacağı işin gerektirdiği bilgi ve beceriye sahip, hem de yeni bilgiler edinmek için gelişime açık olmalıdır.
  • Performans: Çalışan kişinin emeği karşılığında başarılı sonuçlar alabilmesi gerekir.
  • Kurum Kültürüne Uyum: Kişinin tutum ve davranışları, çalıştığı kurumun kültürüne uygun olmalı, düşünce biçimi kurumsal kültürün gereksinimleriyle çatışma içinde olmamalıdır.
  • İletişim: Çalışan kişi en azından işinin gerektirdiği düzeyde bir iletişim becerisine sahip olmalıdır.

Kişi yukarıdaki temel gereksinimleri ne ölçüde sağlıyorsa, düşünüldüğü görev için o kadar uygundur diyebiliriz. Eğer bir kişi yapacağı işe uygun bir eğitim almışsa, bu konuda farklı görevler üstlenerek deneyim elde etmişse, daha önceki görevlerinde başarılı olmuş ve çalışma arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kurabilmişse bu kişi için liyakatten söz edebiliriz. 

Peki bir kurumda görevlendirmeler liyakat değil de başka kıstaslara göre yapılırsa sonucu ne olur? Elbette kurumun rekabet gücü giderek zayıflar. Ticari bir işletmeyse iflas eder, bir okulsa öğrencileri dünyadaki diğer eğitim kurumları tarafından kabul görmez, eğer kamu hizmeti üreten bir kurumsa, hizmetleri yurttaşları memnun etmez.

Çalıştıkları kurumda liyakatin esas alınmadığını gören kişiler, genellikle iki yol izler: Ya liyakat dışındaki kıstas neyse onu sağlamaya çaba harcar ya da isteksiz ve verimsiz çslışır, daha doğrusu çalışıyormuş gibi yapar. İki durum da kişinin yeteneklerini köreltip, bilgilerini unutturmak dışında hiçbir sonuç doğurmaz.

Bir işletmenin veya kamu kurumunun verimsiz olarak yaşamını sürdürebilmesi için ya piyasa, başka kurumların girişine kapalı olmalıdır (tekel) ya da tepede, düzeni zorla devam ettirmeyi sağlayacak güçte baskıcı bir yönetim bulunmalıdır. Ancak küresel rekabet ortamında, verimsiz bir işletmeyi sonsuza dek, baskıyla veya piyasayı sınırlandırarak sürdürmek de olası değildir. Onun için liyakatin esas alınmadığı her kurum, bir gün bir yerde duvara toslar. Bu çarpmanın şiddeti, verimsizliğin sürdürülmesi için uygulanan baskının şiddetiyle doğru orantılı olur. Liyakatin göz ardı edildiği bir yönetimden, liyakatin esas alındığı bir yönetime geçiş çoğu zaman sancılı olur. Çünkü hak etmediği koltuklarda oturanlar, bu koltuğu terk etmeleri durumunda bir daha kolayına benzer bir koltuk bulamayabileceklerini çok iyi bilirler.

Son sözü eskilere bırakalım. Nizamü’l-mülk Siyasetname adlı eserinde herkesin liyakatince istihdam edilmesi gerektiğini söyledikten sonra alimlerin sözünü anımsatır: “Liyakatli ve tecrübeli bir köle, bin evlattan evladır.”

Burak Kaya

Not: Hedeflere Ulaşmak Eğitimine katılarak bu konudaki yetkinliklerinizi artırabilirsiniz. OffCourse'la dünyanın her yerinde, kişisel bilgisayar, tablet veya akıllı telefonunuz üzerinden eğitim alabilirsiniz.