Pohpohlamak veya Pohpohlanmak Üzerine

Bektaşi, meyhaneden çıkmayan dostu ‘Ayyaş Hamdi’nin cenazesine katılmış. Hamdi hayattayken her gün içki içer, geç vakitte naralar atarak evinin yolunu tutarmış. Ömrü boyunca ne çocuğuna, ne karısına ne de bir başkasına hayrı dokunmuş Ayyaş Hamdi’nin. Cenaze namazının ardından imam sormuş:

- Merhumu nasıl bilirdiniz?

Cemaatten “İyi insandı”, “Kimseye kötülüğü olmadı”, “Çok iyi bilirdik” gibi yanıtları duyan Bektaşi sabredemeyip yanındakinin kulağına fısıldamış:

- Hadi bizler neyse de, Allah’ı da aldatmaya yelteniyorlar.

Kimi zaman bana mı düştü diyerek, kimi zaman nezaketten, kimi zaman da insanların kalbi kırılmasın diye yalan söylüyoruz. Bu yalanlar, gördüğümüz hataları dile getirmemekten başlayıp, aslında beğenmediğimiz bir yeteneği övmeye kadar gidiyor.

Eleştiriyi sevmeyen bir toplum olduğumuzdan, gerçek görüşümüzü (olumsuz) açıklamak çoğu durumda karşı tarafın tepkisiyle karılaşıyor. Olgun bir tavırla karşılandığını düşündüğünüzde bile bir bakıyorsunuz ki aslında kişi size içten içe kızmış ancak rol yapıp bunu gizlemiş. Oysa gerçek görüşünüz yerine karşı tarafın beklediğini söylediğinizde hiç başınız ağrımıyor, üstelik ilişkiniz de zarar görmüyor.

Ancak ne yazık ki iş bu kadarla bitmiyor, ilk bakışta masum gibi görünen bu pembe yalanlar toplumu ve ilişkileri içten içe çürütüyor. İyiyle kötünün arasındaki farkı kaldırdığımızda aslında kötülerle tembelleri ödüllendirmiş oluyoruz.

İşini iyi yapana “Bak senden çok daha zayıf birisini de en az senin kadar alkışlıyoruz, boşuna çalıştın” diyoruz. İşini kötü yapana ise “Senden daha fazla çalışanların durumuna bakarsan aranızda hiçbir fark olmadığını göreceksin. Sen yarım yamalak iş yaparak, aslında kârlı çıktın” diyoruz.

Üstelik ödüllendirdiğimiz kişi de yarım yamalak iş yaptığının farkında değil ne yazık ki. Sizin onayınızı da aldıktan sonra artık kendisinin daha yetenekli, becerilerinin ise daha üst bir düzeyde olduğuna inanıyor. Siz sözlerinizle öyle bir özgüven kazandırdınız ki, şu an bulunduğu yerden gurur duyacak, övünecek hale geldi. Yetersizlik duygusunu alt ettiğinden artık gelişmek için çok daha az çaba harcayacağını söyleyebiliriz.

Belki güzel sözler söylediniz ancak bunlar gerçek değildi. Keskin bir bıçağı körelttiniz. Geleceği parlak bir kişinin içindeki öğrenme aşkını söndürdünüz. Çabalayarak aşabileceği bir engeli ortadan kaldırarak onu geriye çektiniz. Belki o an için karşınızdaki kişinin yüzünde küçük bir gülümseme yarattınız ancak bu da ayakları yere basan, kalıcı bir duygu olmadı. Eğer bir gün bu yaptığınızla gurur duymaya kalkarsanız Bektaşi’nin sözünü anımsayın:

 - Bizi neyse de, Allah’ı da aldatmaya yelteniyorlar.

Burak Kaya

Not: Yüz yüze ve online eğitimlerin birlikte yürüdüğü OffCourse Eğitimleri hakkında bilgi almak için hemen bize ulaşın: [email protected]