Eğitim Sisteminin Hedefi, Fazıl Say’lar Değil Ahmet Say’lar Yetiştirmek Olmalı

Fazıl Say, cumhuriyetin getirdiği aydınlanmanın ve çağdaş eğitim anlayışının en çarpıcı sonuçlarından birisi. Say, 21. Yüzyılın bestecileri arasında bugünden yerini almış durumda.

Eğer konuyu eğitim sistemimize getirirsek ve “Bir eğitim sistemi ile nasıl yeni Fazıl Say’lar yetiştirebilir?” diye düşünürsek bence bunun tek yolu yeni Ahmet Say’lar yetiştirmektir. Zaten cumhuriyetin gerçek başarısı Fazıl Say’ı değil babası Ahmet Say’ı yetiştirmektir. Çünkü siz edebiyattan, müziğe, Aşık Veysel’den Nazım Hikmet’e, Türk bestecilerinden dünya bestecilerine uzanan bir birikimi hangi ovaya boşaltsanız orası yeşerir.

Fazıl Say’ın geldiği noktayı pek çok kişi yanlış bir saptamayla, çok özel bir yeteneğe sahip olmasına bağlıyor. Oysa dünyanın pek çok bölgesinde en az Fazıl Say kadar yetenekli çocuklar dünyaya geliyor. Çocuklarda asıl fark yaratan nokta, bu yetenekleri sezmekten öte onu doğru bir şekilde yönlendirecek birikime sahip olmakla ilgili.

Cumhuriyet dönemi Anadolu topraklarında çok önemli bir aydınlanma hareketi başlattı. Bu hareket Köy Enstitüleri ile toplumun tümüne yayılan bir aydınlanma hareketine dönüşürken önü kesildi ancak bu sınırlı aydınlanma bile bu topraklarda yaşayan pek çok çocuğun yazgısını değiştirmeye yetti. Eğitim konusuna kısa vadeli bakan kişiler genel olarak yetenekli kişileri bulup onu eğitmeye yöneliyorlar. Oysa bir eğitim sistemi için doğru yöntem futbolcu menajerleri gibi özel yetenekleri arayıp toplamak değil, toplumun geneline yönelik, eşit eğitim olanaklarını sağlamak olmalı.

Bugün giderek yaygınlaşan özel okullar ile ancak ayrıcalıklı bir sınıfın çocuklarını okutabilen adaletsiz bir eğitim anlayışı Milli Eğitim’e egemen oldu ancak ne yazık ki kâr peşinde koşan özel eğitim kurumları ile bir ülkenin eğitimde ilerlemesi de olası değil. Kuşaklardan kuşaklara uzanan uzun soluklu bir eğitim yaklaşımından bugün iki üç yılda bir değişen aydınlanma karşıtı eğitim anlayışına doğru sürükleniyoruz. Elbette bu kuşağın Ahmet Say’ları sayesinde bir sonraki kuşakta da yeni Fazıl Say’lar yetişecek ancak cumhuriyet mirasını tüketmekten vazgeçmezsek birkaç kuşak sonra bu örnekler giderek azalacak. Çünkü ovayı besleyen akarsuları kuruttuk. Ne atsan bitecek toprakları kuraklaştırdık. Özel yetenekler peşinde koşan menajer kılıklı eğitimciler ise ovayı sulamanın değil, inciyi bulmanın derdindeler.

Cumhuriyet kadroları Ahmet Say’ı yetiştirdiği için bizler ve bütün dünya bugün Fazıl Say’ı dinleyebiliyoruz. İşte eğitimde devrim ancak böyle uzun vadeli bir bakış açısıyla, çok yönlü, dünyaya açık, bilimden, sanattan yana bir anlayışla başarıya ulaşabilir. Oysa bugün koşar adımlarla bu anlayıştan uzaklaşıyoruz. Elbette bir gün bunu geri çevirip yeniden yola koyulabiliriz ancak o gün vereceğimiz emeğin karşılığını belki de elli yıl sonra alacağımızı unutmayalım.

Burak Kaya

Not: Yüz yüze ve online eğitimlerin birlikte yürüdüğü OffCourse Eğitimleri hakkında bilgi almak için hemen bize ulaşın: [email protected]