“Manevi Bir Çöküşün En Büyük Belirtisi, Kişinin Yaptığı İşin Çok Önemli Olduğunu Düşünmeye Başlamasıdır”

Tanıdığım bazı kişiler Bertrand Russell’ın bu sözünü doğrular nitelikte. Russell da bu sözü söylerken mutlaka yaşayan örneklerini düşünerek söylemiş olmalı.

Manevi bir çöküş denildiğinde ben kişinin evrensel ilkelerden ve içinde yaşadığı toplumca kabul gören değerlerden uzaklaşmasını anlıyorum. Bilerek, isteyerek erdemlerini unutma hali. Bu erdemler bir öğretmen için de bilim insanı için de avukat için de büyük bir şirketin sahibi için de üç aşağı beş yukarı aynı şeyler: Adalet, nezaket, eşitlik, doğaya saygı, dürüstlük, insan hakları…

Diyelim ki mesleğinde gelecek vadeden başarılı bir bilim insanısınız. Ya da işinde ilerlemek isteyen bir yönetici adayısınız. Tümüyle inanmasanız bile en azından etik değerlerin ne anlama geldiğini biliyorsunuz. Peki bu değerleri yüceltmek dururken, neden yerle bir edecek bir yola giresiniz ki?

Yazılarımızı kaçırmamak için
haftalık bültenimize hemen üye olun!

Bülten üyeliği ücretsiz olup, haftada bir gönderim yapılmaktadır.

Bana öyle geliyor ki burada örnek olarak aldığımız kişilerin mesleki ve toplumsal değerlerden uzaklaşmasının ana nedeni özgüvenlerinin yükselmesi. Eskiden kendisine destek olabileceğini düşündüğü kişileri artık engel gibi görmeye başlaması. Eskiden inandığı ilkelerin artık bir zaman kaybı haline dönüşmesi. Kendisinin büyüklüğü ve diğerlerinin küçüklüğü karşısında, adalet kavramının artık kendi çıkarlarına zarar vermeye başlaması. Nezaketin gereksiz, saygının anlamız görünmesi. Sonuca varmak dışındaki her şeyin anlamını yitirmesi.

Buradaki duyguyu belki şöyle anlatabiliriz: Kendi gücüne öylesine inanmak ki, o gücün yanında tüm değerlerin anlamını yitirmesi. İyilik yapılacaksa, bu iyilik de kendi gücünden kaynaklanan bir iyilik olmalı. Adalet, dışarıdan gelen değil kendi gücünün sağladığı ve dağıttığı adalet olmalı. Kendi işinin dışındaki tüm işlerin sıradan, kendi zamanının yanında diğer insanların zamanının değersiz kalması. Manevi anlamda bir güç zehirlenmesi gibi düşünebiliriz buradaki örneği.

Bu tür insanların ilk vazgeçtikleri özelliklerinin başkalarını dinlemek olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Başkalarını dinlemeyen bir kişinin de ikna edilmesi ne yazık ki mümkün değil.

Manevi çöküş içindeki kimseler, herhangi bir ilke ya da etik değere değil ancak kendilerini fiziki olarak etkileyecek ölçüde, yani kendilerininkinden daha büyük bir güce saygı duyarlar. Ancak öyle bir güçle durdurulabilir ya da yön değiştirebilirler. Böyle bir değişimin de çalışma ortamında ancak geçici bir yarar sağlayabileceğini unutmamak gerek. Bu tür kişiler fırsat buldukları anda ya da yeniden yeteri kadar güçlendiklerini hissettiklerinde bıraktıkları yerden, ama daha kararlı bir şekilde planlarını uygulamaya koyulurlar. Böyle kişilerle çalışmak çok zordur. Her an raydan çıkmaya hazır bir tren gibi sarsılarak yol alırlar. Etik kurallar ve evrensel değerler açısından birlikte iş yaptıkları kişileri de çürütürler.

Burak Kaya