On İkiden Vurmanın Formülü
Okunacak kitapları okudum, gidilecek eğitimlere gittim, daha öğrenecek ne kaldı diye düşünebilir insan. Herkes kendi deneyimini yaşar ama yine de bilgiler, tavsiyeler ve öneriler bize hoş gelir; hani şöyle bir reçete olsa kısa ve öz, kolay anlaşılır olsa, bir de madde madde olsa.
Peki konu ne olmalı? Konu hiç yok sayamayacağımız bir konu olmalı. Ben ve diğer insanlar. İnsanlar üzerinde nasıl daha etkili olabilirim, ilişkilerimi nasıl pürüzsüz sürdürebilirim?
Buyurun size madde madde bir reçete, ancak bir tavsiye: En son madde en önemlisi ama hemen o maddeyi okumaya teşebbüs etmeyin çünkü birinci madde öyle emrediyor:
- Sabırlı oluyorum, her durumda sakin kalıyorum. Konuşmadan veya eyleme geçmeden önce rasyonel (akılcı) süzgeci devreye sokuyorum.
- iç kimsenin arkasından konuşmuyorum. Yüzüne Ayşe Hanım dediğiniz kişinin ardından “Ayşe’ye dedim ki ...” diye söz etmeyin. Bu tabii en hafifi. Daha ağırlarını (gıybet, dedikodu ve orada olmayanı çekiştirme vb. gibi) yapmayacağınıza eminim.
- Şikâyet etmiyorum. İçinde bulunduğum durum ne ise onu görüyorum ve şikâyet edeceğim yerde değiştirmeye çalışıyorum, değiştiremiyorsam susuyorum.
- Bahane veya mazeret belirtmiyorum. Gerçekleşmeyen bir durum için neden açıklamak başka kendimizi temize çıkartmak üzere bahane üretmek başka bir şeydir.
- Ona buna tavsiye verip onlara değer katmaya çalışmıyorum. Ben durumu görüyorum ona yardım edebilirim deyip, herkese bir çözüm, herkese bir yol göstermeye kalkışmıyorum. Karşıdan net bir talep gelirse birinci maddeyi dikkate alarak ilerleyebilirsiniz.
- Kendimin ne kadar bilgili olduğunu göstermiyorum. Bilgi sahibi olmak iyidir, bilgi sahibi olduğunu göstermekse biraz abartılı da olsa bir şey sahibi olduğunu göstermeye benzer. Yutkunun, sorulunca ve ihtiyaç olunca bilgi verin; verdiğiniz bilgiden eyleme geçmeyi sorana bırakın.
- Özür dilemem gerekiyorsa özür diliyorum. Kendimizin neden olduğu bir durum nedeniyle başka biri olumsuz etkilenmişse özür dileyebiliriz. Bakınız 4. Madde.
- Ben de hata yapmış olabilirim, hatamı kabul ediyorum. Zordur bunu kabullenmek ama, öyle düşünsek te “siz bile” hata yapabilirsiniz.
- Geçmişte öyle yapmasaydım dediğim şeyler olmuştur. “Ben hiç yanlış karar vermedim”, “her yaptığım doğrudur”, “onu öyle yapmasaydım dediğim olmamıştır”. Emin misiniz? Cevabı kendinize verin.
- Yargı cümlesi kurmuyorum. Bir durum veya daha kötüsü bir kişi hakkında hüküm vermek öncelikle kendinizi hüküm vermeye yetkili gördüğünüzü gösterir. Ve ben senden veya ondan üstünüm ve durumu yargılamaya yetkinim demektir. Bu iddialı bir söylemdir. İkincisi hüküm vermek demek son ve kesin ya da durum kanıtlanmış demektir. Yalnız sizin bildiğiniz veya inandıklarınız kanıt sayılmaz. Son olarak ise hüküm iticidir. Doğru da olsa karşı taraftakini üzer. Soru sorup kişinin kendi hükmünü vermesini beklemek daha yerinde olur.
- Kişileri eleştirmiyorum. İnsanlar kırılgan yaratıklardır. Her türlü eleştiri bir tahtaya çakılan çivi gibidir. Çiviyi çıkartsan bile tahtada izi kalır.
- Meraklı birisiniz değil mi? Bekliyorsunuz. En önemlisi ve en zoru: Bize hep kazanmamız, her durumda kazanmamız söyleniyor, çünkü herkes öyle yapıyor. Hep kazanmak zorunda değilsiniz. Biraz düşünün, hele bunun ilişkiler bağlamında ne anlama geldiğini anlayacaksınız.
Fuat Yalçın