Ayinesi İştir Kişinin Lafa Bakılmaz, Şahsın Görünür Rütbe-i Aklı Eserinde
Ziya Paşa’nın bu sözü çoğu zaman imdadıma yetişmiştir. Bir kişiyi, bir kurumu, bir yöneticiyi veya bir projeyi değerlendirirken son kertede bu söz gelir aklıma. Hemen sorgularım, eğer bir kişiyi değerlendirmeye çalışıyorsam, “Bu kişi, bu yaşına kadar neler yapmış, neler üretmiş?” diye araştırırım. Ne yazık ki özgeçmişlerde insanların nerede okuduğu, hangi firmalarda çalıştığı, oralardaki görev ve sorumluluklarıyla ilgili bilgiler var yalnızca. Bu bilgilere bakarak bir kişinin neyi nasıl yaptığını, ne ürettiğini, neyi değiştirdiğini, kısaca ‘eserlerini’ göremeyiz.
Bir kişinin eseri aldığı maaş, bir kurumun eseriyse elde ettiği yıllık kârı değildir. Yıllar boyunca onu alıp bunu satan insanlar var. Bu ticaretin sonunda ellerinde kalan tek şey para. Ancak para da bir eser değil. Eğer ticaret yaparken, çevrenizde ‘Bu kişiye gözü kapalı güvenebilirsin’ gibi bir görüş oluşturabildiyseniz bu bir eserdir işte. Bir muhasebeciyi düşünelim. Ondan somut bir ürün bekleyemezsiniz belki ama güvenilirliği, ahlakı, iş yapma biçimi o kişinin eseri olabilir. Eser denildiğinde topluma, insanlığa yararı olan bir şey akla gelmeli. Dünyaya bir güzellik, bir anlam, yeni bir renk katmalı eserler. Bilmediğimiz bir şeyi açığa çıkarmalı ya da yanıldığımızı görüp yolumuzu değiştirmemize yol açmalı. Tarihi bir şehre yetmiş katlı gökdelen dikmek, bir eser bırakmak değil bana göre. Ama yol kıyısına güzel bir çeşme yapmak bir eser olabilir. Şehrini ağaçlarla donatmak, ormanlık alanları büyütmek, arabalar olmadan toplu taşımla ulaşımı sağlamak en güzel eseridir bir belediye başkanının.
Kurumunuzdaki sporcuların dünyada başarılar elde etmesi bir eserdir. Bir sanatçınızın dünya çapında bir başarıya ulaşması ülkeniz için en büyük eserdir. Bileğinin hakkıyla, rakiplerinin saygısını kazanarak gelen bir sportif başarı bir eserdir. Tüm dünyadaki kanser hastalarına deva olabilecek bir aşıyı geliştirmek bir ülke için eşsiz bir eserdir. Buz pateni yapan bir çift, iyi bir romancı, şiirleri başka dillere çevrilmiş bir şair bir ülkenin en değerli eserleridir. Üniversitelerinin dünyadaki bilimsel çevrelerde söz sahibi olması, araştırmacıların sürekli olarak yeni yayınlar yapması bir ülkenin en değerli eserleridir. Yoksa duvarlarını örüp, girişine bir tabela asarak açılan üniversite bir eser değildir. O üniversitenin ne ürettiğine bakmak gerekir.
Çevreme bu gözlerle baktığımda ne yazık ki düş kırıklığı yaşıyorum. Doping yaparak rakiplerini geçmeye çalışan sporcularımız, sürekli bahane üreten antrenörlerimiz, dünya çapında bir başarı sağlayamayan sözde sanatçılarımız, halkı kandırıp trilyonlarla Uruguay’a göç eden girişimcilerimiz, devletle kurduğu iyi ilişkiler sayesinde büyüyen şirketlerimiz, araştırma ve bilimsel çalışmadan giderek uzaklaşmış üniversitelerimiz, teknoloji üretmeyi değil de tüketmeyi alışkanlık haline getirmiş yurttaşlarımız, kira geliri veya satın aldığı arsa/evin değer kazanması (rant) yoluyla zenginleşmeyi uman insanlarımız. Eserlerimiz ne yazık ki bunlar. Rütbe-i aklımız da ancak eserlerimiz kadar. İstediğimiz kadar böbürlenelim, hikâyeler anlatalım, etrafa umut saçalım eserlerimizi değiştirmeden bu görüntüyü değiştiremeyiz.
Bu eserler, bu aklın ürünü olduğuna göre işe, akıldan başlamak gerekir. Umarım bu yazıyı okuyup “O zaman biz de eserlerimizi değiştirir, daha güzelini yaparız” diyen çıkmaz. Eğer çıkıyorsa, o kişi de ancak aynı rütbedeki aklın başka bir eseri olabilir.
Burak Kaya