Ertelenmiş Umutlardır Perişan Eden İnsanı

20. Yüzyılın en etkili yazarlarından olan Samuel Beckett’ın bu sözü çok önemli bir gerçeği vurguluyor. Umutlarımız için böyle bir yargıya varmak çok üzücü. Peki, bizi hayata bağlayan, yaşamımıza anlam katan umutlarımız gerçekten bir gün bizi perişan edebilir mi?

Çocukluk yıllarında yaşadığımız mahallede kırklı yaşlarında bir muhasebeci abimiz vardı. Sokağın en eski apartmanının giriş katında küçük bir dairede yalnız başına yaşıyordu. Lisedeyken eline bir klarnet geçmiş, zamanla düğünlerde, pikniklerde çalmaya başlamış, sonradan kendince besteler de yapmaya başlayınca düğünlere gitmez olmuş. Saçları önden dökülmüş, yanları hafif kırlaşmıştı. Hatırladığım en eski görüntü, elinde sigarasıyla bahçedeki sandalyesine kurulup komşularla sohbet etmesiydi. Bir yandan sigarasını tüttürürken diğer yandan çayını içer, sık sık da “Memuriyet sanatçıyı öldürür” derdi. Biz küçük olduğumuz için onun tavırları bize ilginç gelir, bahçedeyken anlattıklarını bir masalmış gibi can kulağıyla dinler, bazen de yarı açık penceresinden dışarıya kaçan notalara kulak verirdik. Çaldıkları için güzel ya da kötü diyebilecek bir bilgimiz olmasa da küçük yaşımıza karşın İhsan Abi’nin yaptığı müzikte bazı aksamalar olduğunu biz bile fark edebiliyorduk. İhsan Abi’yse sürekli olarak çok güzel bir beste yaptığından, ünlülerin bunları almak için yarışacağı günlerden söz ediyordu. Her görüştüğümüzde yeni bir hikâye çıkardı karşımıza, öyle ki birkaç gün önce heyecanla anlattığı konu bir sonraki hikâyede unutulmuş olurdu. Falancaya gönderdiğin beste ne oldu?” diye hatırlattığımızda, önce olayı hatırlamak için biraz düşünür, bize sorular sorar, sonra “Boş verdim o işi” diye kestirip atardı. Bir öncekini unutturan bu hikâyelerin ana konusu, kimi gün ünlü bir sanatçıya gönderilen yeni bir şarkı, kimi gün falanca yapımcıya giden bir mektup, kimi gün de tanışmayı planladığı bir kişi olurdu. Bu girişten sonra hedefteki kişinin parasal gücü, iş bağlantıları ve geniş çevresini anlatırdı İhsan Abi. Bir gün cebinden çıkarttığı mektuplardan birisini istedim, adını daha önce hiç duymadığım bir yapımcıya yazılmıştı. Geçmişinden, klarnetteki ustalığından ve bestelerinin herkes tarafından beğenildiğinden bahsediyordu. Altında şarkı sözleri ve notalar vardı. Mektupta unuttuğu bir şey olduğunu söyledim kendisine.

- Ne olabilir ki unuttuğum?

- Kendi adresini yazmamışsın.

Hiç şaşırmadı. ‘Öyle mi?’ dedi sadece.

Biz kalakaldık, İhsan Abi yazdığı mektuplara bir yanıt beklemiyordu.

Daha sonra çalıştığı muhasebe bürosunun İhsan Abi’yi işten çıkardığını öğrendik. İhsan Abi umutlarından hiç vazgeçmedi ama yüzündeki neşe giderek azaldı, artık anlattıklarına kendisi de inanmıyor gibiydi. Bir süre sonra iyice yalnızlaşmaya başladı, sanırım çevresindekiler de sıkılmaya başlamıştı onun gerçekleşmeyen hayallerinden.

Gerçek şu ki, İhsan Abi umutlarını gerçekleştirmek için hiçbir şey yapmıyor, umudunu ucuna bağladığı yeteneğineyse aslında güvenmiyordu. Şarkılarını ortaya çıkaracak, insanlara söyleyecek cesareti yoktu. Yazdığı mektuplara bir yanıt gelmesinin, piyangodan para çıkmasından daha düşük bir olasılık olduğunu o da biliyordu. Tüm hayallerini peşinden sürüklediği mektuplarına yanıt adresi eklemeyi unutacak kadar inancını yitirmişti. Bu hayaller belki en başlarda İhsan Abi’ye yaşama gücü veriyor, ileriye umutla bakmasını sağlıyordu ancak zamanla iş tersine dönmüştü. Bu umut artık gerçeklerden kaçışa, korkakça bir sığınmaya dönmüştü. Hedefe erişmek için yaptıklarına kendisi bile inanmıyordu artık.

Yaşamı önce kendisinin, sonra başkalarının gözünde anlamını yitirdi.

Burak Kaya

---------------------------------------------------

Hedeflere Ulaşmak eğitimini, umutlarımızın peşinden koşabilmemiz için hazırladık. Umarız bu eğitim, ertelenmiş umutlara yaklaşmanız için katkı sağlar. (OffCourse)