Algı Yönetimi

Son yıllarda en çok duyduğumuz terimlerden birisi algı yönetimi. Algı yönetimi, ne olduğumuzdan ziyade, bizim nasıl algılandığımızla ilgilidir.

Algı yönetimi terimi, ilk olarak, Kanadalı sosyolog Erving Goffman’ın Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu adlı kitabıyla gündeme gelmiş. Goffman, kitabında dünyayı bir tiyatro sahnesine, insanları ise sahnede rol yapan oyunculara benzetir. Goffman, nasıl ki bir oyuncu izleyicileri kendi rolüne inandırmak için çaba harcıyorsa, insanların da günlük yaşamlarında kendi imgelerini başkalarına sunmak için benzer bir çaba harcadıklarını söyler. Günlük yaşam, sahnedeki performansın prova edilmemiş bir benzeridir. Herkes sahnede kendisini anlatır, başkalarının kendisiyle ilgili izlenimlerini yönlendirmeye çalışır ve kendi imgesini oluşturur. Bu imgenin gerçek veya sahte olması önemli değildir. Ancak herkesin sahne arkasında yani kimse görmezken daha rahat ve farklı tavırlar takındığı da bilinen bir gerçektir. Herkes, başkaları üzerinde istediği şekilde izlenim bırakmak için bir performans sergiler, rol yapar. Aslında kişi bu rolde oynadığı kişidir. Kendi rolüne kendisi inanabilir veya inanmayabilir. Oyuncu, maskeler kullanabilir ya da kendisiyle ilgili tümüyle aldatıcı bir sunum yapabilir. Pek çok insan kendisini gerçekte olduğundan farklı sunma yeteneğine sahiptir. Bu sahte imge, düzmece bir performans ile insanların gözüne sahici görünebilir. Burada belirleyici olan oyuncunun bu rolü ne kadar inanarak oynadığı, daha doğrusu izleyicilerin gözünde oyuncunun içtenliğine olan inanıştır. 

Yazılarımızı kaçırmamak için
haftalık bültenimize hemen üye olun!

Bülten üyeliği ücretsiz olup, haftada bir gönderim yapılmaktadır.

Günlük kullanımdaysa, algı yönetiminin genel olarak bir aldatmacayı ima etmek için kullanıdığını söyleyebiliriz. Algı yönetimi, eksikleri gizlemek, kusurları örtmek veya izleyicide belli bir duyguyu oluşturabilmek için gerçeğe uygun olup olmadığına bakmadan bir olayı, imgeyi, bilgiyi işimize geldiği biçimde kullanmak anlamına geliyor.

Çevremizdeki her kişi/kurumun kendileri hakkındaki izlenimimizi yönlendirmeye çalıştığını varsayarsak bu performansların içtenliğini ölçmek için ciddi bir çaba harcamamız gerektiği anlaşılabilir. Burada Goffman’ın düşünce biçiminden yola çıkarak üç temel yaklaşım ile karşımızdaki imgeyi ele alabiliriz:

  • Karşımızda yaratılan imge, O’nun ne olduğuyla ilgili değil, bizim O’nu nasıl görmemizin istendiğiyle ilgili bilgi vermektedir. Dolayısıyla bu imge üzerinden yapılacak değerlendirme, sadece ama sadece edindiğimiz yönlendirilmiş izlenimin değerlendirmesi olacaktır.
  • Karşımızdaki performans içtenlikle dahi sunulmuş olsa, oyuncunun kendisini düzmece bir role inandırmış olması olasılığını taşır. Bu nedenle ne kadar içtenlikle sunulursa sunulsun bir performans için gerçekliğin ta kendisidir diyemeyiz.
  • Karşımızdaki performans kişinin, kendisini öyle göstermek istediği, idealindeki bir rol olabileceği gibi tümüyle sahte bir performans da olabilir. Bu iki farklı imgenin doğru anlaşılması, kişinin üzerimizde bırakmak istediği izlenimin izinin sürülmesiyle ortaya çıkabilir.

İçinde bizim de kendimize çizdiğimiz imgenin olduğu geniş ve birbirine geçmiş bir algı yönetimi ağı düşünelim. Biz de dahil olmak üzere herkes, kendisi hakkında bir izlenim oluşturmak için bu ağ içinde eylemlerde bulunur. Gerçekliğe ulaşmak için öncelikle karşımızdaki imgelerin birer sunum (prezantasyon) olduğunu anlamamız gerek.

Burak Kaya