Vakit Nakit Değil, Hayattır
Ortaokul son sınıfta (1968) Herr Eschenbach bize isimleri dağıttığı zaman bana Jutta adında bir kız çıkmıştı. Almancamızı ilerletmek temel amacıyla bir kızla mektup arkadaşlığına başlayacak olmak beni heyecanlandırmıştı. Biraz da ne olacağını bilmemenin şaşkınlığı vardı üzerimde. Daha geçen yaz tatilinde sınıf arkadaşlarımdan bir kızla, ailelerimizle birlikte bir yolda yürürken karşılaşan ve kıza ne diyeceğini bilemeyen kalbi küt küt atan ben, şimdi hiç tanımadığım bir kızla yazışmaya başlayacaktım. Jutta Becker’le yazışmamız birkaç yıl sürdü. O bana Kassel’in içinden su akan merdivenli kulesini (Wilhemshöhe) ve Herkules Kalesini, ben ona Dolmabahçe ve Topkapı Saraylarını tanıttım. Her kart veya mektup yazarken bir çekingenlik duyuyor, öte yandan “aman Almancada hata yapmayayım, kıza rezil oluruz” diye düşünerek gramer kurallarına dikkat ediyordum. Bir de tabii mektupları yazdıktan sonra atmak için postaneye gitmek gibi bir hamlemiz daha vardı.
Mektup arkadaşlığı yıllar içinde şekil değiştirirken (90’larda telsizlerde “Arkadaş arıyorum arkadaş” nidaları) ilerleyen teknoloji ile tanımadığın bir kişiyle buluşmanın hem süresi kısaldı hem de seçme ve ulaşma olanakları hızla arttı ve çeşitlendi. (E-posta, facebook, linked-in vb. gibi) Bir anda eski bir dostunuz sizi buluyor veya az tanıdığınız bir kişi size yazıyor hatta bazen hiç tanımadığınız biri siz üçüncü dereceden bir kişi ile tanışıklığınız olduğu için sizinle “arkadaş” olmak istiyor. Oluyorsunuz da ne oluyor, ben henüz etkin bir kullanımda bulunmadığım için pek anlamış değilim; bu alanda önce kimin kiminle arkadaş olduğunu da görüyor ve ulaşmak istediğiniz bir kişiye ulaşma yolları bulabiliyorsunuz. Sosyal farkındalığınız bu şekilde gelişiyor ve tabii networking yapmanız da kolaylaşıyor. Sizin bildiğiniz, dayanışma ve duygu ortaklığına, geçmiş benzerliğine, değerler yakınlığına dayanan dostluk ve arkadaşlık bunun neresinde derseniz, ben Facebook’ta arkadaşlığı -yaşıma verin lütfen- kıt, derinliği olmayan bir halde ve duygulardan uzak buluyorum. İşin en kötü yanı bir kişiye bir mesaj yazıyorsunuz ve bunu dünya âlem biliyor, hatta şu anda nerede olduğunuzun fotoğrafını koyuyorsunuz, herkes görüyor “Ah ne güzel, keşke ben de orada olsaydım falan” yorumları ve felaket burada başlıyor, buraya yazdıklarınız bir daha silinmiyor. Yani yazdıklarınız, söyledikleriniz ilelebet orada. Hayat uzun… Hangi sözünüzün nerede karşınıza çıkacağı hiç belli olur mu? Yarın bir iş görüşmesinde (Ya çağırmazlarsa sizin mecnun hallerinizi görüp?) veya eşinizle derin muhabbetinizde geçmişinizdeki tatsız bir fotoğrafı izah etmek nasıl olacak acaba? Özetle, ilerleyen teknoloji, konuşma ve ulaşma kanallarını genişletiyor ama dostluk bağlamında bir gelişme olduğunu görmek pek mümkün olmasa gerek. Hala yüz yüze görüşmenin, telefonda sesini duymanın verdiği heyecanı veya kattığı yakınlığı başka bir mecra veya yöntemde yaşamanın olanaklı olduğunu düşünmüyorum.
Öte yandan bir de tweet denilen, ortalığa fikrini açıklama yolu ile itüsözlük, ekşi sözlük gibi biraz daha farklı ama benzer amacı güden yöntemler şu günlerde çok moda. (In yani). Gramer, ifade ve anlatım doğruluğu gibi bir dilin mükemmel kullanımını mümkün kılan ve muhatabımızla anlaşmayı sağlayan ve hatta “dilini zenginleştiren hayatını zenginleştirir” özdeyişine temel olan kavramların yanına yaklaşılmayan bu yazışmalara katılmak çok kolay. Bir konuda bir fikriniz var ve siz bunu 140 harf ile ifade ediyorsunuz, sizi izleyen birileri fikrinizi okuyor, siz de birilerini izliyorsunuz ve o konuda ne diyor ne düşünüyor diye. Arada güncel bir konuda sizin düşünmediğiniz bir noktayı düşünen ve dile getiren bir fikir okuduğunuz zaman faydalı olacağını düşündüğüm bu uygulamalar laga lugaya dönüştüğü zaman (“Ay şekerim şimdi İstinye Park’ta kimi gördüm biliyor musun?” ya da “Böyle gol yenir mi kardeşim?”) zamanınızı kaybetmekten daha fazla bir işe yaramıyor.
Hem uzaktan dostlukta hem de uzaktan fikrinizi belirtirken fikirlerinizi özgür bir şekilde ifade ediyorsunuz. Yeni neslin en güzel özelliği bilindiği gibi özgüven sahibi olmaları. Reklamdaki gibi “ONEO ÖZGÜVEN ONEO”. Yüksek özgüven sanal dünyada da kendini gösteriyor. Tanımadığınız bir kişiye (kişilere) konuşurken, yazarken yüksek bir özgüven gösterisinde bulunuyor veya düşük özgüveninizi saklayabiliyorsunuz. Tıklandıkça yanıt aldıkça, özgüveniniz artıyor; gerçekten etkileyici. Ama tek başına özgüven kısıtlı bir anlam ifade ediyor. Gerçek özgüven, temeli güçlü bir binaya benzer. Temel kuvvetli değilse hariçten gelen darbeler kolayca yıkabilir bu yapıyı. Kendine ve başaracağına olan inanç, özgüvenin olmazsa olmazdır. Özgüvenin temeli olan özdeğer insanın kendini değerli bulması bunu kendine ifade edebilmesi ile gelişir. Ayrıca kendini sevmek, kendini sevdiğini hatırlamak veya telkin yoluyla bunu onaylamak da özdeğeri geliştirir. Özdeğeri gelişmiş kişilerin başarı ve başarısızlıkta özgüvenleri oynaklık göstermez, tıpkı altın gibi; masada da yerde de altın aynı değerdedir.
Teknolojinin bize en büyük faydasının hayatımızı kolaylaştırmak, bazı işleri eskiden yaptığınızdan farklı yollardan yapmak ve zaman kazandırmak olduğunu düşünüyorum. Bildiğiniz gibi “vakit nakittir” artık geçerliliğini yitirdi; yeni motto “Geçen zaman sizin hayatınızdır” ya da “Zaman hayattır”.
Son tahlilde ölçütümüz teknolojinin bize kazandırdığı zaman aralığını nasıl değerlendirdiğimiz olmalı.
Gelin yazımızı Antoine de Saint-Exupêry’nin Küçük Prens eserinden bir alıntıyla bitirelim:
“Günaydın” dedi Küçük Prens,
“Günaydın” diye yanıtladı satıcı ve devam etti, “Çok etkin bir madde keşfedildi. Haftada bir tablet yutuyorsun ve susuzluğun gideriliyor, hiç su içmek istemiyorsun”.
“Neden satıyorsun bu maddeyi?” diye sordu küçük Prens.
“Bu büyük bir zaman tasarrufu sağlıyor, bilim adamları bu maddeyle insanın haftada 53 dakika tasarruf ettiğini hesap etmişler” diye yanıtladı satıcı.
“Peki bu elli üç dakikada ne yapar insanlar?”
“Ne istiyorlarsa onu yaparlar…”
“Benim fazladan 53 dakikam olsa ben bir çeşmeye koşar ağzımı musluğa dayardım”
Yeni teknolojinin kazandırdığı zamanda sanal olmayan, gerçek dostlarımıza koşmamız dileğiyle.
Fuat Yalçın
Not: Özgüven ve Özdeğer Eğitimine katılarak bu konudaki yetkinliklerinizi artırabilirsiniz. OffCourse'la dünyanın her yerinde, kişisel bilgisayar, tablet veya akıllı telefonunuz üzerinden eğitim alabilirsiniz.