“Utanmayı Unut ki Rahat Yaşayabilesin”

Neyzen Tevfik’e destek olmak isteyen Hasan Âli Yücel, ona bir miktar para vermek isteyince Neyzen “Mataram ağzına kadar rakı dolu” diyerek, parayı geri çevirmiş. Yücel “Neyzen, utandırdın beni!” dediğindeyse Neyzen Tevfik şöyle yanıt vermiş:

“Utanma üstat, utanma! Utanmayı unut ki rahat yaşayabilesin. Bak ben kimseden utanıyor muyum?”

Elbette Neyzen Tevfik, bu sözüyle utanmazlığı yüceltmiyor. Bana kalırsa Neyzen, utanma duygusunun altındaki çarpık ahlak anlayışına karşı çıkıyor.

Utanma duygusu, genel olarak erdemli insanlara özgü bir nitelik gibi sunuluyor. Oysa çevremize baktığımızda, utanma duygusuna gereksinimi olanların bundan hiç nasibini almadığını, utanmaya pek gereksinimi olmayan kişilerinse aşırı bir utangaçlıkla kendilerine eziyet ettiklerini görüyoruz.

Eğer adaletsizlik, fırsatçılık, rantçılık utanmaya neden olsaydı, utanma duygusu gerçekten de bir toplumu ayakta tutan öğelerden birisi olabilirdi. Ancak günümüzde adaletsizliği yapanların değil de adaletsizliğe uğrayanların utanması bekleniyor. Gelir dağılımındaki bozulmanın sonucu olarak, sömürüden kâr eden mutlu azınlığın, zenginliğinden değil de; mutsuz çoğunluğun, yoksulluğundan utanması isteniyor. Gelir adaletsizliğinin bir yanında insanlar lüks otomobilleriyle övünürken, diğer yanda çocuğuna pantolon alamamanın utancıyla bir baba yaşamına son veriyor. Yoksulluğundan utanması beklenen kişi, hele bir de eleştiride bulunmaya yeltenirse, sistem ona acımayı bir yana bırakıp bu sefer onu suçlamaya başlıyor. 'Utanmaz' sözcüğü işte bu durumlarda kullanılıyor. Kendisine dayatılan ahlak anlayışı uyarınca utanması gereken kişi, eğer bu beklentiye yanıt vermezse dışlanıyor, 'utanmaz' ilan ediliyor. Parasal güce sahip kişiler için akla gelmeyen utanma refleksi, yoksullar söz konusu olduğunda en ağır şekilde dile getiriliyor.

Egemen güçler, toplumsal ahlakı öylesine denetimleri altına almışlar ki, utanma duygusunun yalnızca kendi inanç ve ahlak anlayışlarına göre belirlenmesini istiyorlar. Bu anlayışa uymayanların ise davranışlarından dolayı utanç duymasını bekliyorlar.

Yazılarımızı kaçırmamak için
haftalık bültenimize hemen üye olun!

Bülten üyeliği ücretsiz olup, haftada bir gönderim yapılmaktadır.

Ev işlerini yapmak istemeyen bir kadın, ödevini yapmak istemeyen bir öğrenci veya işe gitmek istemeyen bir adam, bu durumundan utanmalı. Farklı cinsel yönelimlere sahip kişiler, bu utanç verici durumu gizlemeli. Hatta hamile kadınların, durumlarından utanıp evde kalmalarını bekleyecek kadar çarpık bir ahlak anlayışını dile getirmek bile mümkün. Sakatların sakatlıklarını gizleme eğilimi de bu türden bir toplumsal baskının sonucu.

Eğer mahallenizde yaşayan bir kişi, içinden bir şey bulmak umuduyla çöpleri karıştırıyor ve bundan utanç duyuyorsa, o utanç aslında mahallenin utancı olmalı. Demek ki komşular yemeğini paylaşmamış. Eğer bir kişi, çocuğuna pantolon alamadığı için yaşamına son veriyorsa bu utanç o ülke insanlarının ortak utancı olmalı. Sevginin, hoşgörünün, dayanışmanın egemen olduğu bir toplumda, işsiz kalan bir kişi için, eski, yırtık veya farklı renkteki bir pantolon, utanma nedeni olabilir mi?

Elbette bunları yazarken, bu düzenin kolayına değişmeyeceğini de biliyorum. O zaman bize düşen, bizi böylesine küçük gören bu utanç anlayışına gereğinden fazla yüz vermemek olmalı. İşsiz kalmış, yoksullaşmış veya belli noktalarda toplumdan uzak düşmüş olabiliriz. Eğer üzerimizde bir psikolojik baskı hissediyorsak, Neyzen Tevfik’in Hasan Âli Yücel’e söylediği sözleri kendimize hatırlatmakta yarar var:

“Utanmayı unut ki rahat yaşayabilesin.”

Burak Kaya