Ölüm Döşeğinden Pişmanlıklar ve Kaçırılan Hayatlar Üzerine
2009 yılında Bronnie Ware adlı Avustralyalı bir hemşire “Son Pişmanlıklar” adında bir blog yayımladı. Bronnie Ware, hastalara palyatif sağlık hizmetleri konusunda destek olan bir hemşireydi. Görevi, artık hastanede herhangi bir tedavi uygulanmasına gerek olmadığı için evlerine gönderilen ve üç haftayla on iki hafta içerisinde ölmesi beklenen bu hastaların, son günlerini evlerinde daha rahat bir şekilde geçirmelerine yardımcı olmaktı.
Bronnie Ware, karşılaştığı sayısız hasta ile sohbet etmiş ve ölüme yaklaşan kişilerin bazı ortak noktaları olduğunu belirlemişti. Son Pişmanlıklar* adlı bloğunda, öleceğini anlayan kişilerin kendi yaşamlarına dönük pişmanlıklarını derleyen Ware, bunları beş ana maddede toplamıştı:
- Keşke başkalarının bana biçtiğini değil, kendi seçtiğim hayatı yaşama cesaretine sahip olsaydım.
- Keşke bu kadar çok çalışmasaydım.
- Keşke duygularımı açıkça ifade edebilecek kadar yürekli olsaydım.
- Keşke dostlarımla daha çok birlikte olsaydım.
- Keşke daha çok mutlu olmaya baksaydım.
Bronnie Ware, hızla ünlendikten sonra bu bloğundan çok satan bir kitap çıkarttı ve seminerler düzenleyerek insanlara deneyimlerini aktardı. Genel olarak, pişman olmadan ölmek ve daha mutlu bir yaşam sürmek için çeşitli önerilerin yer aldığı bu çalışmalar, büyük bir ilgi gördü ve kitabı çok sayıda dile çevrildi.
Ben bu yazıda, Bronnie Ware’in yaklaşımındaki bir çelişkiye dikkat çekeceğim. Öncelikle, Ware’in birlikte çalıştığı insanların tümü, ölümcül hastalıklara sahip kişilerdi. Ölmeye yaklaşan insanların bazı şeyleri daha farklı görebilmesinin ana nedeni yaklaşan ölümün insanları olgunlaştırması değil, artık bu dünyadaki zamanlarının azalmış olmalarıydı.
Şöyle bir örnek üzerinde düşünelim: A kişisinin bir haftalık ömrü kalmış olsun, B kişisi ise son derece sağlıklı ve uzun bir yaşam süreceğine inanan birisi olsun. Eğer siz bu iki kişiye de birer milyon dolarlık çek verirseniz iki kişinin tepkisi farklı olacaktır. A için bu paranın harcanacağı zaman kalmamıştır, dolayısıyla onun için bu çek hiçbir anlam ifade etmez. Hatta A, bu çek neden bu kadar geç geldi diye belki üzülebilir bile. Bir milyon dolarlık bir çek yerine bir demet çiçek gelse, A daha çok sevinebilirdi. B ise bu parayla hayallerini gerçekleştirecek zamana sahip olduğundan, aldığı çeki büyük bir mutlulukla karşılayacaktır.
Biz bu örneğe bakarak A’nın daha doğru bir hayat görüşüne sahip olduğunu, B’ninse paragöz olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü davranış farkını yaratan şey iki kişinin hayata bakışları değil, kalan ömürleridir. Farkı yaratan zamandır. Eğer A, bir mucize eseri hastalığından kurtulursa hayata bakışı yeniden değişecektir. Zamanın olmadığı bir durumda beklentiler anlamını yitirir, umutlar tükenir ve pişmanlıklar başlar.
Elbette, dostlarımıza zaman ayırmayalım, duygu ve düşüncelerimizi gizleyelim, sürekli çalışalım diye söylemiyorum bunları. Ancak ölüm döşeğindeki kişilerin davranışlarını da kendimize kılavuz etmemiz için bir neden yok. Yaşadığımız anın değerini bildikten sonrası çok da önemli değil.
Hiç hatasız yaşamaya çalışmak, zamanı çarçur etmeyeceğim diye kendince önlemler almak, duygularımı olduğu gibi aktarayım diye insanları kırmak da yaşamın doğallığını bozacak bir başka yaklaşım. Yaşamı kendi doğallığı içinde kimi zaman mücadele ederek, kimi zaman rüzgârda dinlenerek geçirmenin hiç de kötü bir yanı yok. İsterse bizi ileride bazı pişmanlıklar bekliyor olsun, ölüm döşeğindeki kişilerin sözleriyle yaşamını şekillendirip, zamanını çarçur etmek kadar sıkıcı bir şey düşünemiyorum.
Burak Kaya
* http://www.bronnieware.com/blog/regrets-of-the-dying
Not: Hedeflere Ulaşmak Eğitimine katılarak bu konudaki yetkinliklerinizi artırabilirsiniz. OffCourse'la dünyanın her yerinde, kişisel bilgisayar, tablet veya akıllı telefonunuz üzerinden eğitim alabilirsiniz.