Fazıl Say: “Mükemmel Çalmak Kolay, Derin Çalmak Zordur”
Fazıl Say, Yiğit Elvis İlgü ile 24.11.2011 tarihinde yayımlanan söyleşisinde* Chopin çalmayı ertelemesinin nedenlerinden birisi olarak o dönemde diğer bestecileri özümsediği kadar Chopin’i özümseyemediğini söyleyip “Otuz yaşıma kadar Chopin çok çaldım ben. Yaklaşık on iki yıldır ara vermiştim. Bu sene, yeni parçalarla tekrar başlıyorum. Uzun yıllar Chopin çalmamamın sebebi, diğer bestecileri çok özümsemiş ve içselleştirmiş olduğumdandı. Ayrıca istediğim seviyede Chopin çalamayacağımı düşünüyordum. Yani istediğim derinlikte. Mükemmel çalmak kolaydır ama derin çalmak zordur. Bir yorumcu olarak, besteciyi anlamanız ve onun ruh haline girmeniz lazım. Bu da zor bir şey. Ama şimdi o kıvama geldiğimi hissediyorum.” demişti.
Bu söyleşiyi okuyan her kişinin aklına gelecek ilk soru benim de aklıma gelmişti: “Mükemmel olan zaten derin değil midir?” Biraz düşününce aradaki fark belirginleşmeye başladı. Mükemmel çalmak kusursuz, hatasız, eksiksiz çalmak anlamına geliyor. Bir eseri notasına, ritmine, üslubuna uygun çalarsanız mükemmel çalabilirsiniz ancak derin çalabilmek için aynı zamanda bestecinin ruhunu belki daha da fazlasını yorumunuza katabilmeniz gerek. Mükemmellik iyi okullara giderek, iyi hocalardan ders alarak, sürekli teknik çalışmalar yaparak elde edilebilir ancak derinlik öyle bir kavram değil. Kim bilir, belki şiir okumak, belki uzun yürüyüşler yapmak, belki âşık olmak, belki de bir süre yalnız kalmak işe yarayacaktır. Derinlik sadece uzmanlık alanındaki çalışmalara yoğunlaşarak edinilebilecek bir şey değil, odaktaki konuyu aşan, çok yönlü bir bakış açısına sahip olmayı gerektiriyor.
Yetenekli çocukları düşünürsek, bu çocuklar aldıkları özel eğitimin etkisiyle küçük yaşta mükemmel piyano çalabilir duruma gelebiliyorlar. Ancak derinlik dediğinizde iş değişiyor. Beethoven’in Ay Işığı Sonatını çalışıp mükemmel biçimde çalabilen küçük yaştaki bir piyanistin önündeki asıl engel bu sonatı içselleştirebilmek. Klasik müzik dinlemeyenlerin bile çok iyi bildiği bu sonatta, Beethoven’in müziği yalnızlık, umutsuzluk, hüzün, yorgunluk, hastalık gibi kendi yaşamından kaynaklanan çok sayıda duygunun bileşimiyle derinleşir. On iki yaşındaki bir çocuğun bu duyguları derinlemesine hissetmesi için daha fazla yalnız kalmaya, belki de kalbinin biraz kırılmaya, başarısız olmaya, dışlanmaya, düşmeye yani biraz zamana gereksinimi vardır. Bu sonatı hissedebilmek için gerekli olan sezgileri âşık oldukça, hayvanları sevdikçe, gezdikçe, gördükçe, okudukça, yalnız kaldıkça ve yitirdikçe yavaş yavaş derinleşecektir.
Şimdi mükemmellik ve derinlik kavramlarının iş yaşamındaki karşılıklarını bulmak için bu ayrımı bir yöneticiye uyarlayalım. Yöneticimizin en iyi okulları bitirip finans, muhasebe, satış, pazarlama, üretim, bilişim, dış ticaret gibi konularda kendisini yetiştirdiğini ve şirketini de piyasanın gereklerine uygun biçimde yönettiğini düşünelim. Bilançolara bakan bir uzman bu kişinin mükemmel bir yönetici olduğunu söyleyecektir ancak mali tablolar sizin müşterilerinizle veya çalışanlarınızla kurduğunuz ilişkinin derinliğini ölçemez. Eğer işletmenizde gezerken, sizi gören çalışma arkadaşlarınızın yüzü gülüyorsa, bir sorunları olduğunda daha onlar söylemeden bir şeylerin kötü gittiğini fark edebiliyorsanız, müşterilerinizle satışın ötesinde gönülden bir bağ kurabildiyseniz ancak böyle bir yönetim anlayışı için derinlikten söz edilebilir.
Unutmayın ki risklerin tahmin edilemediği dönemlerde mükemmel yönetimler bile dara düşebilir ve böyle dönemlerde finansçının sözlüğünde rastlanmayan dayanışma, hoşgörü, duygusal bağ, sadakat gibi kavramlara ihtiyaç duyabilirsiniz.
Burak Kaya
Not: Değerlerle Yaşamak Eğitimine katılarak bu konudaki yetkinliklerinizi artırabilirsiniz. OffCourse'la dünyanın her yerinde, kişisel bilgisayar, tablet veya akıllı telefonunuz üzerinden eğitim alabilirsiniz.