Değişim ve Alışkanlıkları Anlamak Üzerine
Okulun ilk gününü ya da yeni bir işyerindeki ilk gününüzü anımsayın. Korku, endişe, çekingenlik, ansızın çıkagelen bir mide ağrısı. Oysa uzun süredir okula gitmeyi istemiş, belki de aylarca iş arayıp kabul edildiğinizde havalara uçmuştunuz. Peki, bu kadar istediğiniz bir şeye ulaştığınız gün bu kadar endişeli olmanızın nedeni nedir?
İnsanın alışkanlıkları değiştiği anda beyninde de bir risk algısı oluşuyor. Bu tehlike sinyali, ortaya çıkan yeni durumun eskisinden daha kötü olabileceğine ilişkin bir endişeden kaynaklanıyor olsa da temelinde kendine güvensizlik yatıyor: ”Ya başaramazsam”, “ya insanlarla iletişim kuramazsam”, “ya rezil olursam” gibi. Eğer biraz sabırlıysanız, kısa süre içinde bu endişelerinizin yersiz olduğunu görerek mide ağrılarınızı unutacaksınız.
Bu noktada aslında birbirine karşıt iki farklı kavramdan söz edebiliriz: Değişim ve Alışkanlıklar. Birincisini hayallerinizi besleyip yelkenlerinizi dolduran bir rüzgâr ikincini ise değişimin getireceği olası risklere karşı güvenli bir liman gibi düşünebilirsiniz. Ancak değişim düşüncesinin hayallerle birlikte endişeleri, alışkanlıkların ise tekdüzelikle birlikte daha güvenli bir geleceği de beraberinde getirdiğini unutmayın. Alışkanlıkları, deneyimlerimizin getirdiği bir kale gibi düşünebiliriz ancak içimizde de yaratıcı, heyecanlı bir yeni ses var ki o da sürekli olarak bizi kalenin dışındaki kırlara çağırıyor.
Değişime direnen insanlara dikkatlice baktığınızda, bu tip kişilerde alışkanlık ve endişelerin ağır basarken, değişime daha açık kişilerdeyse heyecan ve umudun daha ön planda yer aldığını göreceksiniz. Eğer bir kişi çok uzun süreyle aynı kurumda çalışmışsa, elbette kalesinin duvarları çok daha yükselmiş oluyor. Böyle bir kişi için ‘değişim’ sözcüğü ciddi bir endişe kaynağı olabilirken birbirinden farklı kültürlere sahip farklı kurumlarda çalışmış kişiler için ‘değişim’ sözcüğü yeni bir fırsat gibi algılanabiliyor. Elbette her farklı durum, kendi koşulları içinde karar vermeyi gerektiriyor ancak genel olarak bir kişinin değişime kolayca uyum sağlaması için her şeyden önce daha az endişeye sahip olması gerektiğini söyleyebiliriz, bu da kişinin geleceğe bakışı, psikolojik durumu, ailesi gibi pek çok öğenin bir arada belirlediği bir ortak duygu.
Ahmet Hamdi Tanpınar “Hiç kimse değişime karşı değildir, yeter ki ucu kendisine dokunmasın” demiş. Tanpınar, değişimle ilgili olarak söylenmiş şatafatlı sözlerin yanında çok daha gerçekçi bir bakış açısını dile getiriyor. Değişim, dengeleri alt üst eder ve bu gerçekten de bazılarının yararına olduğu gibi bazılarının da zararına olabilir. Bu nedenle değişimi planlarken kişisel özellikleri, direnç noktalarını, değişimden zarar görecek kişileri çok iyi belirlemek gerekli. Değişimi kolay kabul edecek kişilere verilecek görevlerle, alışkanlıklarına bağlı kişilere verilecek görevler farklı olmalı.
Tüm bunlar ışığında sanırım şunu söyleyebiliriz, iyi bir yöneticiden beklenen körü körüne değişimi savunmak değil, onu analiz edip değişime direnecek alışkanlıkları ve bu direncin arkasındaki duyguları anlamak, böyle bir analiz sonunda da değişim stratejisini ve değişimi yönlendirecek kadroları belirlemek olmalı. Yoksa şairane bir yaklaşımla getirilen apar topar bir değişim hareketi, çalışanların desteğini alamaz ve çalışanların desteğini alamayan hiçbir değişim de kalıcı olmaz.