Anlatım Becerisi Nasıl Ölçülür?
Bundan yaklaşık on yıl kadar önce bir iletişim eğitimine katılmıştım. Katılımcılar ikişer kişilik gruplara ayrıldı. Her grubun görevi aynıydı: 1.kişi elinde gördüğü nesneyi 2.kişiye anlatacak, 2.kişi de bu anlatıma göre önündeki kâğıda anlatılan nesneyi çizecekti. Çizim tamamlanana kadar 2.kişiler 1.kişilerin elindeki nesneyi, 1.kişiler ise 2.kişlerin ne çizdiğini göremeyecekti. Süre tamamlanıp da çizimler ortaya çıkınca herkes şaşırdı. Çoğu kaynak nesneye benzemiyordu. Bazılarının ise uzaktan yakından ilgisi yoktu. Hemen suçlamalar başladı tabii:
- Bu nesne böyle mi anlatılır, köşesi şöyle olacak deseydin ya.
- Sana yuvarlak dedim sen ne çizmişsin.
Yıllar önce katıldığım bu eğitim beni çok etkilemiş olmalı ki yamru yumru çizimler hâlâ aklımda. Bu eğitimin amacı, iletişim becerinizin neyi, nasıl anlattığınızla değil, karşınızdakinin sizi ne kadar anladığıyla ölçülebileceğini bizlere göstermekti.
İletişim kuracağımız kişileri ne kadar tanıyabilirsek, iletişimin etkinliği o derece yüksek olacaktır. Bir konuyu bir mühendise anlatırken sayısal örnekler vermek iyi bir fikir olabilir. Algılaması yüksek biriyle konuşurken soyut kavramlardan yararlanmak doğru bir seçimken, küçük bir çocuk söz konusu olduğunda soyut kavramlardan olabildiğince uzak durmak gerekir.
Eğer bir kişi, derdini herkese aynı tonlama ve aynı sözcüklerle anlatıyorsa, o kişi iletişimin bu temel kuralını kavramamış demektir. İletişim kurduğunuz kişiyi veya grubu mümkün olduğunca tanımak gerekir. Bu da konuşarak değil, dinleyerek, araştırarak olur. “Ben çok güzel anlatıyorum ama kimse beni anlamıyor” diyen kişiye sorulması gereken soru şudur:
- Eğer senin anlatacaklarını kimse anlamıyorsa, sen neden kendini yoruyorsun?
Bu sonuç, etkinlik anlamında tam bir başarısızlık demektir. Altı delik bir damacanaya su taşımak veya yalnızca Fransızca bilen bir gruba Türkçe sunum yapmak kadar mantıksızdır. Eğer sunumun ana amacı bir duyguyu, bilgiyi, düşünceyi karşınızdaki kişiye iletmekse sizin yönteminizin de amacınıza hizmet etmesi gerekir. Eğer siz karşınızdakilere hiçbir şey iletemiyorsanız, iyi konuşmanızın, dikkatli dinlemenizin, doğru mimikleri kullanmanızın veya etkili bir ses tonuna sahip olmanızın, kendi başına hiçbir anlamı olmaz.
Eğitimden, iş yaşamına kadar belki sizin de sıklıkla duyduğunuz şu yakınma cümlelerine bir bakalım:
- Ben nelerden bahsediyorum, sen bana gelip de ne soruyorsun.
- Söylediklerimden hiçbir şey anlamamışsınız, siz beni nasıl dinliyorsunuz?
- En az elli kere anlattığım halde, kimsenin bilgisi yokmuş gibi sorular geliyor.
- Ben çok önemli bilgiler veriyorum ama senin aklın bir karış havada.
diyen kişiler aslında “Ben iletişim kurmayı beceremiyorum”, “Konuştuğum insanların geri bildirimlerini anlamıyorum”, “Anlatmak istediğim konuyu karşımdaki kitleye doğru biçimde ifade edemiyorum” demektedir.
Anlatımcının başarısı karşısındaki kitlenin değerlendirilmesiyle ölçülebildiğine göre, ancak kitlenin değerlendirme sonucu, anlatımcının hedefleriyle uyumluysa bu etkinlik için başarılı olmuş diyebiliriz. Eğer saatlerce konuşup sonra da “Yok azizim bu insanlardan bir halt olmaz” veya “Bu öğrencilerden ne köy olur ne kasaba” diyorsanız aslında kendi beceriksizliğinizden söz ediyorsunuz demektir.
Burak Kaya
Konuşmacının karşısındaki kitleyle iletişim kurarak kendi anlatım etkinliğini değerlendirmesi gerekir. Eğer anlatımcı, elindeki olanaklarla karşısındakilere bir şey veremeyeceğini fark ederse, iki tarafın da zamanı açısından bu etkinliği sonlandırması daha doğru bir tercih olacaktır.