Final
Ben sinemayı çok severim. Hem mekân olarak sinemaları, hem de filmleri. Sinemaların o gizemli karanlık atmosferi, o sessizlik kokusu ve koltukların değişen insanlardan etkilenmeyen kokusu, büyülü bir koridora gider gibi içine çeker beni. Mekânın içindeki hafif serinlik ya klimadan ya iyi ısıtılmamasındandır; paltoya bürünmek veya yanındakine sokulmak kaçınılmaz olur. Tabii ya, sinema hiç yalnız çekilmez, yanında biri olmalı, sevdiğin biri mutlaka. Frigo ve patlamış mısır zevkleri, fuayede kalabalığın içinden sıyrılış ve tanıdık yüzleri arayış veya kaçış... Hepsi sinemanın tadına doyulmaz zevkleridir. Bir de film başladı mı aman da aman. Gelecek programlar hep çekici olurlar. Kesitler hep can alıcı yerlerden seçilmiştir, bir önden bir arkadan ve bir ortadan. Bir şeyler anlamayalım diye belki. Büyük bir olasılıkla, merak duyalım da gelelim diye filme.
Filmler küçük sahnelerin birleşiminden oluşur tıpkı insan hayatı gibi. Kaliteli filmlerde insanların sıkıldıkları veya pek hareket veya olay olmayan hayat parçaları da anlatılır. Ama en çok filmlerin sonunu severim ben. Yok öyle mutlu sonları kastetmiyorum. Film biter, ne olmuşsa olmuştur. Ekran kararır ve alttan yukarı doğru sıralanır isimler. Başrol oyuncularından -kiminde sahneye giriş sırasından- başlayarak tüm oyuncuların filmdeki adları ve gerçek adları yazar. İşte orada kim kimmiş bir kez daha bakarsın. İsimler sıralanmaya devam eder. Dublörler, ses ustaları, film teknisyenleri ve katkıda bulunan yüzlerce kişinin adları. Başından beri harika bir müzik fonda eşlik etmektedir yukarı doğru kayan isimler dalgasına. O filmin ana teması da olabilir veya yine çok çekici bir ezgidir. Öylesine kaptırır ki insan kendini o sırada yazılar durur ve sinema perdesi aşağıya doğru inmeye başlar. İşte o anda siz kendinizden geçmiş, akışa kaptırmışsınızdır kendinizi. O zaman aralığında ne dır dır eden komşunuz, ne bitirmeniz gereken ödeviniz, ne somurtkan amiriniz ne de bir şeyler bekleyen birileri vardır sizden. Çünkü siz onların hepsiyle özdeşleşmiş ve bir olmuşsunuzdur, sinema perdesinin üstünde. Onlara ve tüm insanlığa verdiğiniz hizmetlerin ödülü olabilir mi o an? Hep sürsün istersiniz. Hiç bitmesin. Aslında o anda zaman var mıdır bilmezsiniz. Durmuş mudur, işliyor mudur, umurunuzda değildir. Çünkü siz zamanın kendisi olmuşsunuzdur. Ne filmin bitmesini beklemeden ayağa kalkan ve mekânı terk etmeye başlayan insanlar ne de sabırla sizin gibi oturan ve perdeyle anda bütünleşen birliğin tadına varan diğerlerini görürsünüz. İkincileri görmeniz zaten gerekmez ki. Zaten siz onlarla da bir olmadınız mı?
Işıklar hiç yanmasın, salonun doluluğu önemsiz, ama yeni seans için kimse girmesin, siz hiç kalkmasanız o koltuktan ve hayat filminin çoğaltılması gereken bir anı paketlenip zihin cebinize girsin.
Tek istediğiniz bu olur.
Fuat Yalçın